Silivri’de bu son yerel seçim öncesinde başlayan ve bu günlere kadar devam eden ve telefonda sıkça işittiğim bir laf var ki sinirlememek elde değil yani.
Bir arkadaşımı bir sebepten dolayı telefonla arıyorum “ne haber nasılsın?” diyeceğim.
İşittiğim ilk söz “Ya kusura bakma öyle yoğunum ki, tuvalete gitmeye zaman bulamıyorum”
Yani bu yoğunluk sanki bir moda olmuş, kimi arasanız yanıt hemen hemen aynı;
“Yemek yemeğe bile vakit bulamıyorum”,
“Hafta sonu bile çalışıyorum”,
“Gece eve bile iş götürüyorum”
Falan, filan…
Oysa bakıyorsunuz ki
Bayanlarda saç, baş yapılı,
Erkekler tıraşlı, giyimli bunlara vakit var.
Görende sanki büyük işler bitiriyorlar diye düşünür.
Neden böyle çok iş yapıyorlarmış gibi görünmek istiyorlar bir türlü anlayamıyorum.
Tabi bende bu tip zavallı çok yoğun insanları iş yapmalarını sağlamak için aramamaya kara vermiş oldum.
En azından “yoğunum” demek zorunda kalmamalarını sağlıyorum ki rahat, rahat çalışsınlar.
Yalnız en dikkat ettiğim nokta da “yoğunum” diyen kişilerin bu zamana kadar hiçbir başarıya imza atamaması,
Nedense bu kadar yoğun çalışmaya rağmen yaptıkları hiç bir iş yok ortada…
Bu tür kişileri bu yapmacık tavırları ve bir türlü yapamadıkları işlerle baş başa bırakmaya karar verdim.
Zaten iş yapan ve yaptığı işte başarılı olan bir kimseden asla “yoğunum” diye bir laf duyamazsınız.
Neden mi?
Çünkü bu kişiler yalanlarla, dolanlarla, palavralarla uğraşmazlar işlerini yaparlar.
Hele, hele gereksiz, ipe sapa gelmez saçma detayları gündemlerine bile sokmazlar.
“Yoğunum” diyenlere dikkat edin hep gereksiz aptalca detayların içinde sıkışıp kalmış olarak göreceksiniz.
İşin birde terbiyesizlik boyutu var onu da yazmadan geçemeyeceğim.
Birisi ile görüşmek istiyor, randevu almak istiyorsunuz.
Size neredeyse gelecek aya randevu vermek istiyorlar.
Ya da biri ile görüşeceksiniz kapısında bulunan sekreteri “şuan toplantı var, ne zaman biter bilmiyorum, birkaç saat sürer galiba” diyor.
Ne toplantısı kardeşim.
Kiminle toplantı yapıyorsun?
Birleşmiş Milletler toplantısı mı?
Memleketi mi kurtaracaksınız?
Bakan mısın, Başbakan mı?
Hoş olsan da bana ne…
Saatlerce toplantı mı olur?
Yaptığını iş belli, yapacağı iş belli, 15 dakika yaparsın görüşmeni biter.
Bundan ötesi vatandaşa saygısızlıktan başka bir şey değil.
Birde bu saygısızlığı daha da abartanlar var ki sormayın gitsin
Sürekli ararsının telefonla, sekreter engelini aşamazsın.
Sekreter almış ya talimatı cevap hazır, “Alalım telefonunuzu biz sizi daha sonra ararız”
Bekle ki aranacaksın, çok beklersiniz.
Çok yoğunlar ya zati muhteremler, bir türlü sizi arayamazlar.
Ben de iş yapıyorum ama iş yaparken en önemli nokta olarak kendime ayırdığım zamanı iş zamanınla asla karıştırmıyorum.
Yani iş kolik olmak, hayatımdan belli zamanların çalınması anlamına gelmiyor.
Çünkü ne kadar çalışırsan çalış işleri bitiremezsin.
O yüzden ben ne olursa olsun gün içinde kendime zaman ayırım.
Mesela komşuma her gün belli saatte giderim ya da o bana gelir kahvemizi içer sohbet ederiz.
Mesela akşamüzeri elimde ne iş olursa olsun bırakır, mutlaka sahile çıkar yürürüm. Çay bahçesinde kafa dinlerim.
İşler birikmişte olsa da özel durumlar hariç hafta sonu çalışmam aile ve dostlarım arasında bulunurum.
Hele Pazar günü beni kimse çalıştıramaz evdeyimdir.
İşte bu yüzden ben “yoğun” değilim.
İşte bu yüzden benim işlerim hiç aksamaz.
İşte bu yüzden yalan, dolan ihtiyacı hissetmeden çalışırım.
İşte bu yüzden devamlı kulağımda telefonla yürümüyorum
İşte bu yüzden blackberry telefona ihtiyacım yok ve telefonumdan mail almıyorum.
İşte bu yüzden ben her aranan telefona yanıt veriyorum.
Hem de kendim yanıt veriyorum.
Ya! Yoksa ben çağ dışı mıyım?